
Hindistan’da 1969 yılında ticari faaliyetine adım atan Tarapur 1 ve 2 üniteleri, sivil nükleer tarihinin en eski reaktörleri arasında sayılabilir. Tam altı yıl süren son derece kapsamlı bir modernizasyon sürecinden geçen bu tarihi tesis, 2026 yılının Haziran ayı itibarıyla yeniden elektrik üretimine başladı.
Küresel ölçekte işletmedeki reaktör yaş ortalamasının 44 seviyesine ulaştığı günümüzde, mevcut tesislerin hizmet süresini artırmaya yönelik dev yatırımlar hız kesmeden devam ediyor. Bir santral için yolun sonu geldiğinde ise söküm aşamasına geçiliyor. Nükleer yakıtın tamamen boşaltılması, oluşan radyasyonun arındırılması ve toprağın yasal sınırlar dahilinde temizlenmesi gibi zorlu süreçleri içeren bu emeklilik dönemi; hemen müdahale, korumalı depolama ya da doğrudan gömme teknikleriyle yürütülebiliyor.
Finansal ömür ile teknik dayanıklılık karıştırılıyor
Peki kamuoyunda nükleer santraller için sıklıkla dile getirilen “40 yıllık ömür” sınırı tam olarak nereden çıktı? Yaygın kanının aksine bu rakam, reaktörlerin fiziksel olarak yıpranması ya da teknik açıdan ömrünü tamamlamasıyla ilgili bir kısıtlama değil. ABD’li düzenleyici kurumların ilk lisanslama aşamasında koyduğu bu süre, yatırım maliyetlerinin geri kazanılmasını hedefleyen finansal bir amortisman hesabına dayanıyor.
Nitekim düzenli bakım ve teknolojik yenilemeler sayesinde bu yapıların belirlenen sürenin çok ötesinde faaliyet gösterebildiği kanıtlanmış durumda. ABD Nükleer Düzenleme Kurulu tarafından onaylanan 20’şer yıllık ek lisanslar da bu durumu açıkça doğruluyor. Bilimsel araştırmalar, doğru mühendislik adımlarıyla bir reaktörün 80, hatta 100 yıl boyunca güvenle çalışabileceğini gösteriyor.
